Stories

Flamenko’nun ve Boğa Güreşlerinin Memleketi: Endülüs

flamenko

Nefes kesici dağların hakim olduğu uçsuz bucaksız manzaralar silsilesi, eşsiz ulusal parklar, upuzun büyülü kumsallar… kırmızı güllerin, mis kokulu turunç bahçelerinin memleketidir Endülüs. Aşkın, gülün ve Flamenko’nun doğu ve batıyı birleştiren büyülü vatanıdır. Doğa ananın sevgilisidir Endülüs. Romantizm dolu Sevilla, omuzlarında koca bir tarihi taşıyan Granada, bir zamanlar Emevilerin görkemli başkenti olan Kordoba …

İspanya’nın bu otantik ve muhteşem köşesi, büyüleyici güzelliği ile Ernest Hemingway ve Picasso’nun yanında bir dönem Türkiye’nin İspanya elçiliği görevini de üstlenen ünlü şairimiz Yahya Kemal’e ilham kaynağı olmuştur.
Romalılardan Araplara birçok kültüre ev sahipliği yapan bölgede Avrupa’daki müslümanların ayak izlerini sürerken kendinizi birden Roma döneminde bulabilirsiniz. Çünkü zaman ve mekan Endülüs’te birbirine karışır. Dünyanın üçüncü büyük camisini gezerken, ikinci durağınız Roma dönemine ait bir amfitiyatro daha sonra ise Picasso müzesinin bodrumunda görebileceğiniz Fenike surları olabilir…

Gelin bu oryantalizm ve batı kültürününbirbirine kavuştuğu bölgeyi şehir şehir gezelim.

Cordoba

3 asır boyunca Endülüs Emevilerinin başkentliğini yapan Cordoba, bu dönemde Bağdat ve Kahire’den sonra dünyanın 3. bilim merkezi haline gelmiştir. Mecca’dan sonra dünyanın en büyük camisi Mezquita yani Kurtuba Camii de buradadır. Cami ileriki yıllarda hristiyan katedraline dönüştürülmüştür ve hala katedal olarak kullanılmaktadır. Şehir 1984 yılından beri UNSECO  Dünya Mirasları listesinde yer almaktadır.

Granada: Gırnata

Endülüs Emevilerinin tarihe meydan okuyan sarayı; El Hamra şehrin en önemli tarihi eseridir. Temeli 1200’lü yılarda atılan sayar, islam mimarisinin ulaştığı en üst nokta olarak adlandırılır. Bereketli yemyeşil bahçeleri, havuzları, incelikli işlemeleri ve kızıl duvarları ile El Hamra’nın 1001 Gece Masalları’ndan fırladığını düşünmemek elde değil. El Hamra ismini Arapça kırmızı anlamına gelen “El Hamdra”dan alır. Uzun süre bakımsız kalan saray günümüzde yapılan restorasyon çalışmaları ile yavaş yavaş eski ihtişamını geri kaznmaktadır.

Sevilla

Kırmızı elbisesi ile çingene Karmen’in, flamenko’nun, matadorların ve Don Juan’ın adları bir bir kulağınıza çalınır Sevilla sokaklarında gezerken. Milattan önce 2800’lere dayanan tarihi ile Sevilla; Carmen, Sevilla Berberi, Don Giovanni ve Fidelio operalarının geçtiği şehirdir. Cervantes de ünlü romanı Don Kişot’u Sevilla Hapishanesi’nde yazmıştır.
Ortaçağ manastırları ve kiliseleri ile nam salan kentte Kristof Kolomb’un mezarının bulunduğu Sevilla Katedrali yer almaktadır. Katedral gotik mimari özelinde en büyük, kilise yapısı olarak ise dünyanın üçüncü en büyük yapısıdır. Sevilla Katedrali tamamlandığında Aya Sofya’nın ünvanını da elinden almıştır. Sevilla Katedrali’nden önce Aya Sofya 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali ünvanını korumuştur. Şehrin alamet-i farikalarından biri de katedral ile yan yana bulunan Alcazar Sarayıdır. Saray magribi yani Endülüsyen usulde inşa edilmiştir. Doğu ve batı kültürlerini harmanlayan sarayın mobilyaları batı tarzında olmakla beraber işlemeler ve mimari magribi tarzındadır. Duvarlarında yer yer Arapça motifler görülebilir.

El Gastor; Sakinlik

Doğanın eliaçık davrandığı Endülüs kendisini ziyaret eden sayyahlara bir o kadar cömert davranıyor. Sakin bir tatil geçirmek isteyenler yaz aylarında büyüleyici bir dağ köyü olan El Gastor’u ziyaret edebilirler. İspanya’nın kırsal kesiminin tüm özelliklerini taşıyan El Gastor’da sizi uçsuz bucaksız ayçiçeği tarlaları selamlayacaktır. Şeker küpü gibi bembeyaz evleri ile bu dağ köyü tatilde huzurun izini sürenler için birebir. Tapas barları ve köylü aileler tarafından işletilen yerel lezzetleri en taze haliye tadabileceğiniz restoranlarıyla aynı zamanda gastronomik bir şölen ayaklarınızın önüne serilecek.

Ronda: Boğa Güreşlerinin Doğduğu Şehir

Tarihle yoğurulmuş bir seyahatse aradığınız, Ronda sizin için biçilmiş kaftan. Roma dönemine ait amfitiyatro ve Arap kültürü esintileri sizi sarmalamak için bekliyor. Şehirde ilk boğa güreş arenasını ve boğa güreşi müzesini de ziyaretinizi bekliyor.

Malaga: Picasso’nun Doğduğu Şehir

Araplar tarafından inşa edilen ve şehri korsanlara karşı dimdik koruyan Alcazaba Kalesi, kentteki en eski kalıntılar olan Fenike şehir surlarını da içinde barındıran Picasso Müzesi şehrin gezilmesi gereken yerlerinin başında gelir.

Alhaurin El Grande

Fotoğraf kitaplarından çıkmış gibi görünen Alhaurin El Grande geçmiş ve günümüzü harmanlayan kültür mozaiği ile sizi kendine hayran bırakacak. Rüzgarın süpürdüğü sahilleri ile Fuengirola ve Torremonilos aklınızı başınızdan alabilir.

“Nasıl giderim” diyorsanız, tıklayın.

Leave a comment